Çanakkale’nin meşhur Cuma pazarında devam ediyor...
Bugün, Çanakkale’nin ünlü Cuma pazarını ziyaret edip, alış-veriş yapma fırsatı buldum. Burası çocukluğumdan bu yana gezmekten mutlu olduğum ve hatırladığım en büyük semt pazarlarından birisi. Hak edilmiş bir şöhreti var...
Zira, neredeyse her şeyi bulabileceğiniz, gıdadan giyime kadar geniş bir ürün yelpazesinin yanı sıra 30 dönümden fazla muazzam büyük bir alana sahip. Neredeyse 5 futbol sahası büyüklüğünde olan bu pazarı, tek bir solukta gezmek de neredeyse imkânsız. Bu nedenle, pazarın farklı noktalarına küçük çay ocakları kurulmuş. Yoruldukça oturup dinlenebileceğiniz, eşinizi beklerken köpüklü bir Türk kahvesi veya demli bir çay içebileceğiniz bu küçük alanlar; belki de bugünün ışıltılı AVM’lerindeki kalabalık “foodcourt” ların fikir babası olabilirler. Ama öyle de olsa, onlardan çok daha sıcak ve samimi oldukları kesin...
Fotoğrafa gelince, yukarıda bahsettiğim küçük işletmelerden birisi. Adı yok, tabelası yok ama arayan yerini biliyor ve buluyor o yüzden önemi de yok. Resmin sol köşesinde, işletmenin sahibi genç kardeşimiz ve önünde manuel olarak tuttuğu uzuuun bir çizelge...
Dikkatimi çekti, oturduğum süre boyunca devamlı yazılıp çizildiğini görünce, merak ettim ve sordum. Hatta izin isteyip kısaca bir de göz attım. Aslında çok basit ama oldukça da detaylı bir takip çizelgesi ile karşılaştım. Bu küçük işletmenin gün boyunca, Pazar alanının tamamında, hangi pazar esnafına kaç çay, kaç kahve, kaç su vb ürün sattığını ve gün sonunda ne kadar para tahsil edeceğine dair basit bir takip çizelgesi aslında. Daha profesyonel bir tanımla, işletme sahibi, çalışanlar ve müşteriler arasındaki gün sonu mutabakatını destekleyip teyid eden bir “dashboard” da denilebilir. Tıpkı, milyon dolarlık ticaretlerini kendi siyah deri kaplı ajandalarında takip etmeyi seven iş adamları gibi...
Şimdiye kadar başkalarının tuttuğu kayıtlara güvenmeyip kendi kayıtlarını birebir tutan patronlar gördüm ve hatta bazıları ile çalıştım. Ancak, kaydın gerekliliğine inanmayan ve hatta sırf “stok eksiği çıkacağını düşündüğü için” depolarını saydırmayan patronlar da gördüm...
İşin aslı, bizim meslekte en çok duyulan sözlerdendir; söz uçar yazı kalır. Bir diğer söz de; güven kontrole mani değildir denir.
Her iki sözü bir arada değerlendirdiğimizde; bugün pazaryerindeki küçük bir işletme sahibi bile yaptığı işi anlık olarak yazılı hale getiriyor ve kayıt altına alıyorsa, birçok şirket sahibinin fiili durumu (gerçeği) gösteren muhasebe kayıtlarına, hem alacakları hem de borçları ile ilgili yazılı mutabakatlara neden bu kadar mesafeli durduğunu anlamak gerçekten zor. Kimileri bunu “vergi planlaması/ayarlaması nedeniyle” diye açıklayabilir ama inanın büyük şirketlerde takipsizlikten kaynaklı kayıplar; çay ocağında gözden kaçan 1-2 bardak çaydan çok daha fazla zarara yol açarlar...
Hadi gelin, zaten zor olan bu şirket işlerini, kişisel çıkarlar ve kişisel gelecek kaygısı ile daha da karıştırıp iyice zorlaştırmayalım.
...
Bu arada semt pazarları ve mahalle bakkalları; toplumun soluk aldığı ve gerçekten yaşadığı yerlerdir. Üşenmeyin bu hafta sonu pırıltılı bir AVM yerine salaş bir semt pazarına gidin ve hayatın ta kendisini yaşayın...
Sevgiyle...

